Covid-19 Sebebiyle Work and Travel Sözleşmelerinin Feshi

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “pandemi” olarak ilan edilen Covid-19 salgını, birçok sektörde olduğu gibi yurtdışı eğitim ve danışmanlık hizmetlerinde de birtakım ihtilaflara ve boşluklara neden olmuştur. Bilindiği üzere Coronavirüs tedbirleri kapsamında neredeyse tüm ülkeler yurtdışı uçuşlarını sonlandırmış, bu düzenlemenin ne zaman ve nasıl kalkacağına ilişkin kısımları ise Coronavirüs salgınının devam etmesi ve her ülkede farklılıklar göstermesi nedeni ile henüz belirlenememiştir. Bu nedenle bu yazımızda Coronavirüs sebebi ile “Work and Travel” -WAT- öğrenci değişim programında programın iptali durumundaki hukuki sorunları, Coronavirüs sebebi ile sözleşmesinin feshi gibi durumları inceleyeceğiz.

Work And Travel Sözleşmelerinin Hukuki Niteliği

Kısaca WAT olarak adlandırılan “Work And Travel” sözleşmeleri, ABD tarafından yürütülen bu programa katılmayı amaçlayan öğrenci ile aracılık hizmeti sunan şirket arasından akdedilen ve birçok edimi içerisinde barındıran bir sözleşmedir. ABD, ülkemizde “Work And Travel” uygulamasını belirlediği sponsorlar aracılığı ile yürütmektedir. Bu kapsamda aracılık hizmeti sunan şirket, öğrencinin başvuru, yazışma, iş seçeneklerini ve türlerini belirleme, işverenlerle iletişim kurma, öğrencinin işe kabulü, vize başvuru işlemleri ile öğrencinin ABD’ye gönderilmesini gerektiren her türlü işlemi bu sözleşme çerçevesinde gerçekleştirme; öğrencinin de aracılık hizmeti sunan şirketten aldığı bu hizmetler karşılığında bedel ödeme, programın gerekliliklerini yerine getirme, bilgi verme gibi yükümlülükleri mevcuttur. 

Work And Travel” sözleşmeleri, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereği tüketici işlemi sayılırlar ve bu sözleşme ile ilgili ihtilaflar, anlaşmazlık konusu miktara göre tüketici mahkemelerinde ya da tüketici hakem heyetlerinde çözümlenmektedir. 

MÜCBİR SEBEP KAVRAMI

Mücbir sebep kavramının tanımı, kanunda açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte uygulamada bu kavramın tanımını yüksek mahkeme kararları ile doktrin tarafından verilen kararlardan yola çıkarak belirlemekteyiz. Doktrinde mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun ya da borcun ihlaline, mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olay şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere mücbir sebep, illiyet bağını ortadan kaldıran durumlardan biridir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27.06.2018 tarihli, 2017/90 esas ve 2018/1259 karar sayılı kararında, bir olayın mücbir sebep sayılması için gerekli unsurlar, “…Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2017, s. 582). Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.”

Tüm bu nedenlerle, Covid-19 salgın hastalık niteliği gereği Türk Hukuku’nda mücbir sebep kabul edilen nedenlerden biridir denilebilmektedir. Ancak önemle belirtmek gerekir ki Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 11.02.2016 tarihli, 2015/7538 Esas ve 2016/719 Karar sayılı kararında ülkemizde bir dönem etkisini gösteren bir diğer salgın hastalık olan kuş gribinin, borcun taraflarının tacir olmaları, olayların etkisinin sınırlı olması ve aralarındaki sözleşme koşulları gereğince kabul görmediği gerekçeleriyle, mücbir sebep teşkil edemeyeceğine kanaat getirmiştir. Covid-19 salgınının etkisinin çok daha yaygın olması sebebiyle, bunun kuş gribinin aksine, mücbir sebep olarak değerlendirilmesi ihtimali daha yüksektir. Ancak, Covid-19 salgınının bir sözleşmesel ilişki açısından mücbir sebep teşkil edip etmediği, o sözleşme ve ilişki özelinde değerlendirilmelidir.

Mücbir Sebebin Work And Travel Sözleşmelerine Etkisi

Sözleşmeden doğan bir borcun ifasının, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan bir hukukî engel nedeniyle mümkün olmaması halinde, söz konusu borcun ifası bakımından hukukî imkânsızlık meydana gelir. Hukukî imkânsızlık, TBK 112 ve TBK 136 anlamında bir imkânsızlık durumudur. Tüm imkânsızlık hallerinde olduğu gibi, hukukî imkânsızlık hallerinde de sözleşmede kararlaştırılan edimi aynen ifa borcu sona erer. Geçici hukukî imkânsızlığın söz konusu olduğu durumlarda ise aynen ifa borcu sona ermeyip, hukukî engel var olduğu sürece ertelenir.

Uygulamada bazı “Work And Travel” sözleşmelerinde, beklenmedik hal olarak mücbir sebeplerin düzenlendiğini ve aracılık hizmeti sunan şirketin beklenmedik hal olması durumunda öğrenciden kesinti yapacağı hükmünün yer aldığını; bazılarında ise bu hükme hiç yer verilmediğini görmekteyiz. Bu iki durum birlikte değerlendirildiğinde öncelikle Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereği haksız şart olgusuna değinmekte fayda vardır. 

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 5. maddesi, haksız şartı düzenlemekte olup buna göre haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken iki unsur: 

1. İlgili şartın tüketici ile müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilmiş olması 

2.Bu şartın tüketici aleyhine dengesizliğe neden olmasıdır. 

Tarafların haksız şart hükümleri dışında bazı maddeler üzerinde müzakere ederek sözleşmeyi gerçekleştirmiş olmaları, haksız şart hükmünün de müzakere edilerek gerçekleştirildiği anlamı taşımamaktadır. İlgili hükmün müzakereler sonucu sözleşmeye eklendiğini iddia eden taraf, bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Haksız şartın tüketici aleyhine dengesizliğe neden olması hususu doktrinde halen tartışmalı olmakla birlikte bazı yazarlar, dengesizliğin aşırı olup olmaması ayrımının yapılması ve eğer dengesizlik makul ölçüde ise ilgili şartın geçerli olabileceği kanaatindedir. Doktrindeki diğer görüş ise ölçü unsuru gözetmeksizin tüketici aleyhine olan haksız şartın geçersiz olacağıdır

Haksız şartın değerlendirilmesindeki diğer bir husus ise tarafların iyi niyet taşıyıp taşımamasıdır. 

1. Work And Travel sözleşmesinde mücbir sebep, beklenmedik hal olarak haksız şart şeklinde düzenlenmişse, 

Sözleşmede yer alan bu haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür (TKHK. m. 5/II). Ancak burada, kanunun ifade şeklinden de anlaşılacağı üzere, geçersiz olan haksız şarttır. Sözleşmenin diğer hükümleri geçerliğini korur. Kısacası, “Work And Travel” sözleşmelerinde belirtilen haksız şart hükümleri hukuken geçersiz olacaktır ancak bu durum sözleşmenin ortadan kalkması sonucunu doğurmayacaktır. Mevcut sözleşme, diğer tüm hükümleri ile geçerliliğini koruyacaktır. Sözleşmeler incelendiğinde görüleceği üzere, pek çok sözleşmede herhangi bir durumda belirli bir miktar meblağın ki genellikle de ön kayıt ücreti olarak alınan paranın iade edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır. İşte böylesi bir hüküm, kanaatimizce, TKHK kapsamında haksız şart niteliği taşımaktadır. Bu nedenle böylesine bir düzenleme geçersiz olup acente tarafından alınan meblağın sebepsiz zenginleşme hükümleri gereği iadesi gerekmektedir.

Ancak burada önemle belirtmek gerekir ki Yargıtay 13.Hukuk Dairesi 2014/ 20717 Esas, 2014 / 22170 Karar sayılı ve 30.06.2014 tarihli kararında “…Davalı bankanın tacir olup, yaptığı masrafları tüketiciden isteme hakkı bulunduğu anlaşılmakta ise de, somut uyuşmazlığın tüketici hukukundan kaynaklandığı da gözetildiğinde, bankanın ancak davaya konu kredinin verilmesi için zorunlu, makul ve belgeli masrafları tüketiciden isteyebileceğinin kabulü gerekir..”  şeklinde açıkça tüketici hukukundan doğan sözleşmelerde tacir olan tarafın iyi niyetle yaptığı zorunlu, makul ve belgeli masrafları isteyebileceği kabulüne varmıştır. Bu durumda, haksız şart gereği hizmet sağlayan acentenin, öğrenciden aldığı bedeli sebepsiz zenginleşme hükümleri gereği iade etme yükümlülüğü doğmuş olsa da acente sözleşmenin kurulmasından feshine kadar geçen sürede yaptığı zorunlu, makul ve belgeli masrafların iadesini yapma yükümlülüğü altında değildir. Zira acente iade ettiği bu masrafları, tüketiciden tekrar talep edebilecektir. 

2. Sözleşmede Salgın Hastalığın Mücbir Sebep Olduğu Belirtilmemişse,

Sözleşmede mücbir sebep maddesine hiç yer verilmediği hallerde, COVID-19 salgını veya bu salgın kapsamında alınan tedbirlerin sözleşmenin ifasını imkansız hale getirdiğinin ispatlanması halinde mücbir sebebin gerçekleştiği kabul edilebilir. Sözleşmede mücbir sebep maddesi olmakla beraber salgın hastalık, madde kapsamında yer almıyorsa, maddenin mücbir sebep hallerini sınırlayıcı bir şekilde sayıp saymadığı önem arz edecektir. Böyle bir durumda Yargıtay, özellikle her durumda basiretli olması beklenen tacirler arasındaki sözleşmelerde mücbir sebep olarak kabul edilmeyen bir olayın gerçekleşmesi halinde, meydana gelen riskin, edimi bu sebeple imkansızlaşan tarafın üzerinde olduğunu kabul etme eğilimindedir.

Öte yandan, mücbir sebep hallerinin “Mücbir sebep halleri aşağıdaki örnekler dahil olmak ancak bunlarla sınırlı olmamak üzere şunlardır” gibi bir ifadeyle belirlendiği durumlarda, sözleşmede salgın hastalık veya kamu otoritelerinin kararları ifadesi bulunmasa dahi yorum yoluyla mücbir sebep şartlarının oluştuğunun ileri sürülmesi mümkündür

TARAFLARIN MÜCBİR SEBEP MADDESİNE DAYANMASI

TBK’nın 136. maddesinde borçlunun ifanın imkansızlaştığını karşı tarafa gecikmeksizin bildirmesi ve zararın artmaması için gereken önlemleri alması gerektiği düzenlenmiştir. Ancak bu hüküm emredici nitelikte olmayıp taraflar sözleşmede  farklı süreler ya da bildirim şekilleri öngörmüşse bu düzenlemelere göre bildirimin yapılması gerekmektedir. Aksi halde hak kayıpları yaşanabilecektir. 

Yeşil & Uğur Hukuk ve Danışmanlık
Av. Şeyma Cansu YEŞİL

 

Son Güncelleme: Mayıs 23, 2020

Bu yazı/derleme faydalı mıydı?

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Yap