Ledün İlmi Nedir ?

Batın ilmi, İlm-i ledün veya toplumumuzda daha çok bilinen adıyla Ledün ilmi Cenabı Allah’ın inayetiyle kişinin kalbine esin ettiği ilahi sırları içeren bilgilerdir. İlk bakışta her ne kadar akla ve mantığa zıt gelse de ledün ilmine sahip olan kişi olaylarda ki gizli sırları ve onların hikmetlerini bilir.Batın ilmi denmesinin sebebi ise Batıni kelimesi arapçada gizli olan manasına geldiği içindir. Batın kelimesi aynı zamanda Esma-ül Hüsna’dandır yani Cenabı Allah’ın isimlerinden birisidir. Kuran-ı Kerim’de ‘O evveldir, ahirdir, zahirdir ve batındır. O, her şeyi bilendir’ ayetiyle açık bir şekilde belirtilir. Aynı zamanda Kehf suresinde bahsedilen Hz. Hızır Aleyhisselam ile Hz. Musa Aleyhisselam’ın kıssası ledün ilmine daie bir kıssadır.

Ledün ilmi sadece ehl-i zevata yani bu ilmi kalben yapabilecek kişilere  ve Allah’ın bu ilimde mazhar kıldığı kişilere verilmiştir. Yani ledün ilmi kitaplardan okuyarak, araştırılarak veya bilgili kişilerden dinlenerek öğrenilecek bir ilim değildir. Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam ledün ilminin ehil olmayan kişilere verilmesini yasaklamıştır. Bir hadisi Şerif’in de ‘İnsanlara anladıkları kadarını söyleyin, anlayamadıkları şeyleri anlatmak için uğraşmayın. Siz Allah ve Rasul’ ünün yalanmanmasını ister misiniz? ‘ buyurmuştur. Bir rivayete göre ise İbni Abbas’ Ey Allah’ın sevgili kulu! Sende duyduğumuz her bilgiyi insanların hepsiyle paylaşalım mı ‘diye sormuştur. Peygamber efendimiz ‘ Evet ama hiç bir topluluğa akıllarının almayacağı bilgileri aktarmayın. Bu durum bazı toplulukların fitneye sapmasına sebep olur’ buyurmuşlardır.

KISSALAR

Gemide Yolculuk:

“Bir gemiye bindiklerinde o adam gemiyi deliverdi. Musa ona: ‘Gemiyi içindekileri boğmak için mi deldin! Ant olsun çok kötü bir iş yaptın!’ dedi.” (Kehf, 18/71)

Âlim Kul’la yolculuğa başlayan Musa, onun gemiyi delmesine itiraz eder. Âlim Kul’un yaptığı bu eylem zahirde itiraz edilecek, sabredilemeyecek bir olaydır. Zira daha evvel bu konuya Musa’nın dikkati çekilmişti. “O (Âlim Kul) dedi ki: ‘Ama sen benim yaptıklarıma dayanamazsın.” (Kehf, 18/68) Dayanamamanın sebebi olarak, olayların içyüzünün anlaşılamaması olduğu ve Âlim Kul’daki ilim olmadan bunu kavramanın da mümkün olamayacağı ayetlerde belirtilmişti.

Musa, geminin delinmesi hadisesinin içyüzünü kavrayamadığından, zahirdeki duruma göre Âlim Kul’a itiraz eder. Belki bu itirazı şu şekilde yorumlamak da mümkündür: Allah’ın emri ile Âlim Kul’un ilminden istifade etmek amacıyla buluşan Musa’nın, aslında bu olayların Allah’ın tasdiki ile olduğunu bilmesi gerekir. Esasen bu durumu Âlim Kul, Musa Peygamber’e, karşılaşmalarının başında açıklar. Hal böyle olunca Musa’nın itiraz konumu, olayın içyüzünü kavramak ve bu bilgiden yararlanmak amacını güder. Eğer Âlim Kul’la Allah’ın isteği ile onun ve ilminin vasıflarını bilmeden karşılaşmış olsa idi o zaman itirazlarının, olayın arka planını, içyüzünü öğrenmek gibi bir amaca mebni olmadığı düşünülebilirdi. Âlim Kul’un diğer yapacağı kötü işleri(!) engellemek için çareler arar ve belki de etrafındakilerden yardım isterdi. Oysa durum hiç de öyle olmuyor. Dolayısıyla Musa’nın itirazlarının olayların içyüzünü kavramaya yönelik tepkiler olduğu anlaşılıyor. Olayların sonunda Âlim Kul’un yaptıklarının içyüzünü öğrenen Musa’nın itirazı ile ilgili bir husus kaydedilmiyor: “O gemi, denizde çalışan yoksullara aitti. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü arkalarında sağlam gemilere el koyan bir kral vardı.” (Kehf, 18/79) Olayın iç yüzünün kavranması sonucu, zahirde olumsuz bir fiil olarak gözüken hadiselerin aslında gemide bulunanların hayrına bir hadise olduğu anlaşılmaktadır. Bundan dolayı Musa’nın itirazı olmadığı gibi diğer insanların itirazının da söz konusu olamayacağı aşikârdır.

Bir kısım müfessir; hiç kimsenin bir başkasının malına haksız yere zarar veremeyeceğini, bu nedenle Âlim Kul’un yaptığı hareketi bir insan olarak yapamayacağını ve dolayısıyla Âlim Kul’un “melek” veya “insanüstü bir varlık” olabileceği görüşünü ileri sürmüşlerdir. Ancak müfessirler burada birtakım ayrıntılara dikkat etmemektedirler:

1- Her şeyden önce Âlim Kul, Allah’tan aldığı ilim neticesi gaybi bir unsuru bilmektedir. Eğer gemi kusurlu kılınmamış olsa gemiye başkaları tarafından el konulacak, dolayısıyla geminin sahibi ve yolcuları bundan büyük zarar göreceklerdi. Oysa Âlim Kul bu büyük zararı, sonradan tamir edilmekle giderilecek küçük bir zararla gidermektedir. Hatta onlara çok daha fazla menfaat sağlamaktadır.

2- Âlim Kul’un gemiyi kusurlu kılmasına Musa’nın itirazı şöyledir: “Gemiyi içindekileri boğmak için mi deldin?” Musa’nın, Âlim Kul’un yaptığı fiile itirazı içerisinde şu husus gözden kaçırılmaktadır: Geminin delinmesi ile boğulacaklar arasında Âlim Kul ve Musa da vardır. Yani Âlim Kul gemiyi kusurlu kılarken zahirdeki görünüşte geminin sahipleri ve yolcularına zarar veriyor olduğu kadar kendine ve Musa’ya da zarar veriyor görünmektedir. Eğer gemi batsaydı bundan herkes zarar görecekti. O halde Âlim Kul’un amacı gemideki insanlara bedenen ve maddeten zarar vermek amaçlı değildir ve vermemiştir de.

3- Âlim Kul’a ihsan edilen ilim olmadan buna benzer fiilleri yapmaya kalkışanların yaptıkları tamamen Sünnetullah’a aykırı işlerdir ve hadlerin uygulanmasını gerektirir. Allah’tan aldığı ilim ile onun bilgi ve emri dâhilince işler yapan “Âlim Kul’a müeyyide düşünmek, hâşâ Allah’a karşı bir tavır ve kıssanın kavranılmamasının tezahürü olacaktır.

Çocuğun Öldürülmesi:

“Tekrar yola koyuldular. Bir çocukla karşılaştıkların da adam çocuğu öldürüverdi. Musa: ‘Bir cana karşılık olmadan masum bir cana mı kıydın! Ant olsun çok kötü bir şey yaptın!’ dedi.” (Kehf, 18/74)

Geminin delinmesi olayındaki gibi çocuğun öldürülmesi hadisesinde de Musa’nın itirazı gündeme gelir. Buradaki itirazın tüm resullerin şeriatlarında olduğu gibi, Hz. Musa’nın şeriatında da mevcut olduğu anlaşılmaktadır: “Bir kimse bir adam öldürürse mutlaka öldürülecektir.” Bundan dolayı Hz. Musa, sebepsiz yere bir insanın öldürülmesine karşı çıkmaktadır. Ancak dikkat çeken durum ise olayın içyüzünün, Âlim Kul tarafından izhar edilmesinden sonra Musa’nın buna tepkisi söz konusu olmamaktadır. “Çocuğa gelince; onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun azarak ve küfrederek onlara zulmetmesinden korktuk.” (Kehf, 18/80) Olayın zahirinde bir insanın diğer bir insanı suçsuz yere öldürmesi söz konusudur. Ancak olayı gerçekleştiren Âlim Kul bağımsız olarak bu fiili yapmamaktadır. O, Allah’ın emri ile bu fiili işlemektedir “…Ben bunları kendiliğimden yapmadım.” (Kehf, 18/82)

Âlim Kul’un, Hz. Musa’ya olayların içyüzünü açıkladığı bu sözler; Âlim Kul’un gerçekleştirdiği tüm olayların ve çocuğun öldürülmesi hadisesinin Allah’ın takdiri olduğunu belirtmektedir. Bundan dolayı Âlim Kul’a kısas uygulanması söz konusu olamaz/olmamıştır. Allah’ın emrini uygulayan birine nasıl kısas uygulanabilir?

Bu aşamada bir kısım müfessirin itirazlarını kaydetmemiz gereklidir. Onlar, yeryüzünde bir Sünnetullah olan, bir cana karşılık olmaksızın bir cana kıyılması mümkün olmadığı halde; Âlim Kul, nasıl bu fiili yapmış ve Hz. Musa ona nasıl kısas uygulamamıştır, demişlerdir. Müfessirlerin bu görüşleri sonucu, Sünnetullah’ın bir insan tarafından değiştirilemeyeceği gerekçesiyle, Âlim Kul’un, insan değil, melek veya başka bir varlık olduğu iddiasında bulunulmuştur.

Bu iddialar üzerine daha evvel durmuştuk. Bizim kanaatimize göre “Âlim Kul” bir insandır ve yaptıklarının gerçek olduğu ve bunları Allah’ın takdiriyle gerçekleştirdiği barizdir. “Ben bunları kendiliğimden yapmadım.” Çocuğun öldürülmesi öyle bir takdir olmuştur ki ölenin de yaşayanların da hayrınadır.

1- Çocuk öldürülmüştür; ancak öldürülmeyip yaşasaydı, dünya hayatındaki imtihanı kaybedecekti. Çünkü o bir kâfir olacak ve cehennemi boylayacaktı. Hâlbuki öldürülmekle bundan kurtulmuş oldu.

2- Anne ve babasının yaşam çizgilerindeki İslami boyut değişmedi. Eğer çocukları yaşasaydı, onun küfre sapmasından dolayı anne ve baba da zulüm çekecek veya küfre sapabileceklerdi.

3- Çocuğun öldürülmesi, çocuğu öldürülen anne babaya; Allah tarafından salih olan bir evlat ihsan edilmesine sebep olmuştur.

4- Yeni evlat salih bir kul olacak, anne ve babaya güzelce bakacaktır. Böylece bu üç kişi mü’min bir kimse olarak Allah’a kulluk edeceklerdir. Oysa çocuk öldürülmemiş olsaydı belki de hiçbiri mü’min olarak kalamayacaklardı.

5- Böylece Allah, mü’min bir anne ve babanın dualarını kabul etmiş; onları ve çocuklarını İslam üzere kılmıştır.

6- Öldürülen çocuk eğer yaşasaydı; etrafına zarar verecek, çeşitli zulümlerle toplumdaki insanları huzursuz edecekti. Böylece cemiyetin zararına olacak bu durum önlenmiş oldu.

Bütün bunlara rağmen şu soru sorulabilir: Allah o çocuğu, ölmeden salih bir kul olmasını takdir edemez miydi? Buna cevabımız ‘Allah daha iyi bilir’ olacaktır. Yine de bu sorunun cevabını öğrenmek isteyenlere Âlim Kul ve Musa kıssasını yeniden okumalarını, aynı konumda oldukları Musa Peygamber’i ve onun Âlim Kul’a itirazlarını göz önüne getirmelerini öneririz. Allah’ın verdiği ilim olmadan bu olayların kavranılması mümkün olamayacaktır.

Bu noktada şunu tespit etmek lazım: Çocuğu öldüren “Âlim Kul”dur. Ancak bunu takdir eden Allah’tır. Çocuğun öldürülmesi Allah’ın tasarrufundadır. Bu tasarrufun arkasındaki takdirler de yine Allah’ın isteğince olmaktadır. Âlim Kul ve Musa kıssasının verdiği mücmel örnek olayların benzerleri, “hayır ve şer” vakıaları, çeşitli vasıta ve şekillerle sürmüş/sürecektir. Bu konulara, Kur’an’da farklı anlamda kullanılmasına rağmen, kelam tartışmalarında “kader” adı verilmiştir. Şüphesiz Kur’an’da belirtildiği gibi “Allah her şeyi bilir.” Ancak Allah’ın bilgi formu, biz yaratılmışların bilgi formu gibi değildir. Çünkü “Allah yaratılmışlara benzemez.” O zaman Rabbimizin her şeyi bilme gücünün keyfiyeti vahiyle bildirilmediği için, o keyfiyeti biz yaratılmışlar bilemeyiz.

Burada üzerinde durulması gereken nokta, bu gibi durumlarda insanların, olayların takdirinin Allah’ın elinde olduğu, bu olayların bir arka planı olduğunu ve bunları da insanların kavramalarının mümkün olmadığını tefrik etmeleri mesajıdır.

Duvarın Düzeltilmesi:

“Yine yola koyuldular; sonunda vardıkları bir kasaba halkından yiyecek istediler. Kasaba halkı, bu ikisini misafir etmek istemedi. İkisi, şehrin içinde yıkılmaya yüz tutan bir duvar gördüler, Musa’nın arkadaşı onu doğrultuverdi. Musa: ‘Dileseydin buna karşı bir ücret alabilirdin’ dedi.” (Kehf, 18/77)

Âlim Kul’un duvarı düzeltmesi hadisesinde, daha önce gerçekleştirdiği, geminin delinmesi ve çocuğun öldürülmesi olaylarındaki gibi karşı tarafın zararına bir vakıa söz konusu değildir. Duvarın düzeltilmesi hadisesinde, buna rağmen Hz. Musa’nın itirazı söz konusudur. Gerçekleşen olay ve itirazda şunları tespit etmekteyiz:

1- Kasaba halkı Musa ve Âlim Kul’un yiyecek isteklerini reddederler.

2- Buna rağmen, Âlim Kul duvarı düzeltir.

3- İnsani bir unsur olarak kasaba halkının misafir etmeme nezaketsizliğine karşın Âlim Kul, duvarı düzeltmeyebilirdi veya yaptığı işe karşılık ücret talep edebilirdi.

4- Ancak yaptığı bütün olaylar, Allah’ın isteğince gerçekleştirdiğini beyan eden Âlim Kul’un kendi inisiyatifinde değildir. Allah’ın kendisine verdiği “rahmet ve ilim”den dolayı duvarı düzeltmektedir. O sadece bir aracı ve vesiledir.

5- Zahirde şer gibi gözüken olaylarda olduğu gibi, hayır gözükenlerde de olayların içyüzünün kavranmasının mümkün olmadığı Musa’nın itirazı ile gündeme gelir.

Âlim Kul, duvarın düzeltilmesi olayının içyüzünü şöyle açıklıyor. “Duvar ise şehirde iki yetim erkek çocuğuna aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı; babaları da iyi bir kimse idi. Rabbin onların ergenlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi. Ben bunları kendiliğimden yapmadım, işte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur.” (Kehf, 18/82)

Âlim Kul’un, Musa’nın sabredemediği olayların içyüzünü açıklamasından sonra duvarın düzeltilmesi olayında şunlar gözümüze çarpmaktadır:

1- Musa’nın ücret alınması isteğinde bulunduğu duvar, kasaba halkının değil kasaba halkından iki yetim çocuğundur. Esasen duvarı düzeltmesine karşılık Âlim Kul, kasaba halkından ücret isteseydi bile yer onların olmadığı için bu talebi de karşılıksız bırakacaklardı. Musa, gaybi olan bu unsuru bilmediği için kasaba halkından ücret alınması önerisinde bulunmaktadır.

2- Duvarın altındaki hazinenin ehli olmayanların eline geçmemesi için duvar düzeltilmiştir. Yani kasaba halkının yaptığı nezaketsizliğe nazire olsun diye yapılmamıştır. Oysa Musa (a) bunu takdir edememektedir. Çünkü gaybi olan bilgilere sahip değildir.

3- Aslında Âlim Kul’un yaptığı bu hayır işinin gerçekleşmesinin nedeni salih bir babadan dolayıdır. Daha evvel çocuğun öldürülmesi vakıasında; öldürülen çocuğun babasının mü’min kimselerden olması sonucu, Cenab-ı Hak onların işledikleri salih amel ve yaptıkları duaların sonucu olarak Âlim Kul’un gerçekleştirdiği olayları takdir etmişti. Âlim Kul’un duvarı düzelterek altındaki hazinenin daha sonra bulunmasını sağlayacağı işlerin; yetim iki çocuğun babasının yaptığı salih amellerin makul olması ve yaptığı duaların Allah tarafından kabul edilmesi sonucu Allah tarafından takdir edilmiştir.

4- Duvarın düzeltilmesi aynı zamanda yetimlere rızkın temin edilmesidir ve Allah’ın takdiridir. Bu takdir aynı zamanda yetimlerin salih birer kul olmalarına/olacaklarına karşılık olmalıdır.

Sonuç

Âlim Kul ve Musa (a) kıssası, diğer Kur’an kıssalarında olduğu gibi; şahıslar, yer ve zaman gibi öğeleri ön plana almadan kıyamete dek her devir ve yerde, Allah’a tâbi her kul için şu mesajı vermektedir: Yeryüzünde cereyan eden ve edecek olan tüm olayların öncesi ve sonrasındaki gerçekleşmiş ve gerçekleşecek tüm aksülamel neticeler Allah tarafından takdir edilmektedir. Tıpkı Yusuf (a) kıssasında gerçekleşen olaylarda nelerin hayır nelerin şer olduğu sadece Allah’ın bilgisinde ve takdirinde gerçekleştiği gibi… Tüm bu olayları anlamak, ilmine vakıf olmak, resul de olsa Allah’ın bu husustaki ilminden bahşetmediği tüm kullar için, gaybi ve gereği gibi takdir edilemeyecek olaylardır.

Cenab-ı Hakk’ın Hz. Musa’ya Âlim Kul vasıtası ile öğrettiği ilim, Kur’an vasıtası ile tüm muhataplara bildirilmiştir. Yani geminin delinmesi, çocuğun katli, duvarın düzeltilmesi ve müteselsil sonuçlarına dair gaybî ilim… Dolayısıyla Hz. Musa’nın öğrendiği ilim Kur’an vasıtasıyla herkes için geçerli bir ilim olmuştur. Hz. Musa’nın bu ilim karşısındaki boyun eğişi her insan için farz olmuştur.

Âlim Kul ve Musa kıssasının verdiği örnek olayların benzerleri, yeryüzü üzerinde kıyamete kadar çeşitli vasıta ve şekillerle sürecektir. Kur’an muhatapları, yaşam süreleri içerisinde her an, her coğrafyada, türlü şekillerde gerçekleşen/gerçekleşecek -doğum, ölüm, kaza, musibet, hastalık, felaket, kazanma, kaybetme vb- tüm olayları, “Âlim Kul”, “Hızır” aramadan, sebep ve sonuçlarını Allah’a teksif ederek sabır ve itaatle, kulluklarında eksiltme yapmadan Âlim Kul ve Musa kıssasının pratiği olarak yaşamalıdırlar. Yani, somut bir “Musa” aramamalı, her bir Müslüman “Musa” olmalıdır.

Kıyamete kadar süren bu olguların her birinde müsebbip olarak “Âlim Kul” veya “Âlim Kullar” aramak, Kur’anî bir anlayış değildir. Âlim Kul ve Musa kıssası sadece kıyamete kadar sürecek yaşamdaki olayların Allah’ın egemenliğinde devam ettiğini, kullarının onun bu egemenliğine kayıtsız şartsız uymaları ve razı olmaları gerektiği mesajını vermek için beyan edilen sadece o döneme ilişkin şahsiyetlere dair bir kıssadır. Bu kıssanın kahramanlarının görevi son bulmuş, ancak Kur’an, onların görevini devralarak “ilim” öğrenme/öğretmeyi sürdürmeye devam etmektedir. Kur’an, Âlim Kul ve Musa kıssasını beyan ederken bu kıssadan haberdar olanları; hayatın içerisinde kıyamete kadar olan/olacak tüm olaylarda hayır ve şerrin takdiri ve ilminin Allah’ın tekelinde olduğunu anlamalarını istemiştir.

Tarihte yaşanmış bu kıssanın günümüz ve kıyamete kadarki Müslümanlarda pratiği nasıl olmalı/olacaktır sorusunun cevabı, kıssanın genel mesajı olarak verilmelidir. Âlim Kul ve Musa üzerinden anlatılan kıssa, ilm-i ledün’den/Allah katından bir cüz’dür. Bu ilmin kıyamete kadar tüm olayları içeren bir kitaptan, Levh-i Mahfuz’dan bir ilim olduğuna binaen, kıyamete kadar devam edecek olan hayattaki olayların “ilm-i ledün” ilminin niteliği, Âlim Kul ve Musa kıssası vasıtasıyla bize de verilmiştir.

O halde yaşam süresince meydana gelen olaylarda, olayların arka planını bilmemizin mümkün olamayacağı, öğrenmeye çalışmanın da nafile olduğu ve dolayısıyla Hz. Musa örnekliğinde olduğu gibi her kulun zahire bakarak olayların neticelerini sabır ve tevekkülle, Allah’a havale etmeleri gerektiği mesajını almamız ve üzerinde durmamız gerekmektedir.

Nitekim Âlim Kul tarafından bilhassa çocuğun öldürülme olayı, günümüzde bile Müslümanlar tarafından, Hz. Musa türü tepkilerle karşılanarak sorgulanmaya çalışılmaktadır. Yani, Hz. Musa’nın, Allah’a tam teslim olmuş bir resulün bile söz vermesine rağmen olaylara yeterince sabır ve sonuçlarını gereğince takdir edemediği gibi; çağımızda da bazı Müslüman âlim ve diğer insanlarca da yeterince takdir edilememektedir.

Oysa kıssayı Kur’an bütünlüğünde takdir edemeyenlere rağmen, Âlim Kul ve Musa kıssası hâlâ canlı ve vakiidir. Mesaj ve derslerini muhataplarına vermeye devam etmektedir.

Derleyen: Elif Rabia ER

KAYNAKÇA

https://www.haksozhaber.net/okul/hz-musa-kissasinda-ilm-i-ledun-bilgisi-hayir-ve-serrin-takdiri-5880yy.htm

https://www.profesyonelhoca.com/ledun-ilmi-nedir

Son Güncelleme: Mayıs 16, 2020

Bu yazı/derleme faydalı mıydı?

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Bir Yorum Yap